“Daha tahammüllü oldum.”
Alper Kul ile “Alper Yine Hamileyim” oyunu sebebiyle önce sahnesinde tanıştım. Oyuna giderken anne olmamamdan kaynaklı biraz sıkılacağımı düşünmüştüm yalan yok ama hiç de öyle olmadı, gülmelere doyamadım. Meğer ne ince nüanslar varmış. Mutlaka gidin, stres atmak isterseniz bire bir, kendinizi görmek isterseniz bire bir, eşinize laf çarpıtmak isterseniz de bire bir… Gelelim röportajımıza, sözleştiğimiz saatte Alper Bey ile BKM’de buluştuk ve bol gülmeli bir röportaj gerçekleştirdik. Oğlu Arel ile değişen hayatını, hormonların annelere neler yaptıklarını ve babaların bu durumda zigon sehpa –ki bu kendi tanımlaması- gibi kenarda nasıl kaldıklarını ve şimdilerde de eve gelecek olan ikinci bebekleriyle hayatlarının nasıl şekilleneceğini konuştuk.

Anne adayları yaşarda baba adayları hamilelik sendromu yaşamaz mı? Tıpta adı bile var bu sendromun: Couvade Sendromu… Demem o ki siz de durumlar nasıl?
İyi gidiyor, hamileliğin son zamanlarındayız. Aralığın ilk haftası inşallah ikinci oğlumuzu kucağımıza alacağız.

Aile kavramı sevgilik sürecinizden baba olmanıza kadar kafanızda nasıl şekillendi?

Komedyen Louis C.K’in bununla ilgili şöyle bir tanımlaması var: Evlenince biliyorsun ki günün birinde anlaşamadığında boşanabilirsin ve “boşanabilirim” dersin ama çocuk olduktan sonra “eyvah boşanamadım” diyorsun. Çocuk gerçekten yapının harcı. Ailede aidiyet duygusunu perçinliyor, ikinci bunu daha da bir kazıyor. Çocuk senin bu hayattaki asli görevinin ne olduğunu sana hatırlatıyor.

Peki bu asli görev size tam da zamanında mı geldi?
Benim güzel bir hayatım oldu. Aylin’i otuz sekiz yaşında buldum ve evlendim. Eğer otuzlarımın başında Aylin karşıma çıkmış olsaydı Aylin’in kıymetini anlayamayabilirdim. Onun doğru insan olup olmadığını anlayabilecek tecrübelerim olmamış olurdu. Bu yüzden her şeyin bir zamanı var diyorum. Hazır olduğum zaman otuz sekizmiş. Şimdi kırk üç yaşındayım ve ikinci çocuk geliyor. Türkiye’de ortalama çocukların yirmi beşinden sonra kendi ayakları üzerinde durmaya başladığını düşünürsek yetmiş yaşıma kadar çalışmak zorundayım. Bir de sağlıklı olmam gerekiyor tabii.

Babalar biraz daha olayların dışında gibi. Bu kaygılar içinde böyle. Anneler “Yetebilecek miyim?” kaygısındayken babalar da durum nasıl oluyor?
Kadın sürekli kendini sorgularken, babalar da “Dünyanın en iyi babası” olduğunu söylerler. Ben de onlardan biriyim: Muazzam bir babayım.

Peki “Muazzam bir babayım.” derken bu cümlenin içini neyle dolduruyorsunuz?
Bunu teyit edebileceğin bir yer yok. Bir tek babandan aldığın, senin yaşadığın deneyimler oluyor karşında. Valla bizimkiler beni iyi yetiştirmişler, buradan da bir kez daha teşekkür edeyim. Çocuk kolay iş değilmiş.

Kesinlikle! Bir bireyi yetiştirmek zor zanaat…
Kendine yetebilen, bağımsız, vicdanı hür, sorgulayan, merhametli bir birey yetiştirebilirsek işimizi layığı ile yapmış oluruz diye düşünüyorum. İsmi de zaten Arel, doğru, dürüst demek.

*Röportaj Anne Bebek Dergisi Kasım 2018 sayısı için yapılmıştır. Tamamını oradan okuyabilirsiniz.

 

Yorum Gönder

4 × 2 =